Cevikce / Haber ayrıntısı

9 Eylül 1923, CHP’nin Doğuşu

98. doğuş gününde,
 

CHP’nin tarihi görevini 21. yüzyılın evrensel koşullarında yorumlamamıza yardımcı olacağına inandığım bir belgeyi paylaşmak istiyorum; Her sabah güne Saatli Maarif Takvimimin yaprağını koparmakla başlarım. Bir sayfasında Mustafa Kemal Atatürk'ün çok bilinmeyen bir deyişini gördüm "Devrimin hedefini kavramış olanların, daima onu korumaya güçleri yetecektir". Kimin işaret edildiğinden çok burada önemli olan, devrimden ne anladığımızdır. İkincisi de, hedefi doğru anladıysak, gücümüzü o yönde kullanabilme cesaretimizin var olması gerekliğidir. Bilimsel, önyargısız ve özgürce bakıldığında, Atatürk'ün Anadolu devriminin hedefinin, "ulusun yaşamının çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması" olduğunu hiç kimse yadsıyamaz. Bu genel tanımlamayı, dünyanın bilim kurumları sıralamasında ilk beşte her zaman yer alan Princeton Üniversitesi (Erdal İnönü de orada okumuştur) öğretim üyelerinden ve bence Atatürk'ü en doğru anlayanlardan tarihçi Prof. Heath Lowry, bir konferansında genişçe yorumlamış. Söylediklerinden bir özet çıkardım: Atatürk günümüzde yaşıyor olsa idi, ülkesinin modernleşme hedefini gerçekleştirme yolunda attığı dev adımlardan son derece gurur duyacağından en ufak bir şüphe dahi olamaz. Bu çerçevede, Türkiye'nin, AB'nin tam üyesi olarak, Batılı uluslar ailesi ile nihai anlamda bütünleşmesi için kesinlikle tüm gücüyle destek verirdi. Atatürk'ün beni her zaman hayran bıraktıran tarafı, uzun vadeye odaklanabilme yeteneği ve daha önemsiz meseleler yüzünden konudan sapmaması. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse günümüzde yaşıyor olsaydı, şüphesiz, Türkiye'nin dünyadaki rolünün, hâlâ çözüm bekleyen Kıbrıs sorunu ile rehin tutuluyor olmasından kaygı duyardı. Yaşıyor olsa idi yine, mirasını koruduğunu iddia edenler kadar, ayni şekilde, kurmuş olduğu ülkeyi hâlihazırda idare edenlerden dolayı da hayal kırıklığı içinde olacağına yürekten inanıyorum. Her şeyden evvel, vefatından 83 sonra dahi, hayatta iken çözmeye çalıştığı iki meselenin, yani, “Türkiye'nin toprak bütünlüğünün ihlal edilemez oluşu” ve “dinin devletteki rolünün” hâlâ Türkiye'nin sorunlar gündeminin en üst sıralarında yer alıyor olmasından büyük rahatsızlık duyardı. Mustafa Kemal için din, siyasi hesaplar uğruna kullanılmayacak şahsı bir mesele idi. Mustafa Kemal günümüzde yaşıyor olsaydı, her fırsatta, yurttaşlarına, birbirlerinin görüşlerine saygı duymaları gerektiğini hatırlatmanın yanı sıra, kendi partisi içindeki bazılarını 21. yüzyıl sorunlarına, 1920'lerin, 1930'ların şartlarına uyacak şekilde tasarlanmış çözümlere geri dönmek suretiyle çözüm bulamayacakları gerçeğini kabul etmeleri gerektiğini de hatırlatırdı. Değişen zamanlara ve değişen şartlara uyum sağlama yeteneği, Mustafa Kemal'in gerçek dehası idi. Mustafa Kemal Atatürk'ün hiç yapmadığı bir şey varsa, o da bugünün ve yarının pahasına, geçmişe saplanıp kalmaktı. Yaşıyor olsaydı, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı sorunlar için 21. yüzyıl çözümleri arıyor olurdu. Keza, Müslümanlık konusunda edilen ortak bir sadakat yemininin Orta Doğu’da oynanabilecek makul bir koz olduğunu düşünecek kadar, günümüzdeki Türk siyasetçilerinin bir kısmının göründüğü gibi saf da olmazdı. Diş politikaya dönük konsantrasyonu, Osmanlının geçmiş ihtişamını yeniden yaratmak yönündeki kusurlu imaj üzerine oturtulmuş yarım yamalak bir ideal ile şekillenmezdi. Daha ziyade bu, Türkiye'nin uygar uluslar ailesinin bir üyesi olarak güçlendirilmesine yönelik taviz vermeyen bir konsantrasyon olurdu. Ben bu özeti, kendisini Atatürk'ün yukarıdaki "devrimin hedefini kavramış" olanlardan sayanların, okumamışlarsa beş-on kez, okuduysalar birkaç kez daha okumalarını öğütlüyorum. Yetmez, özümsemek ve gereğini yapmak için özveride bulunmak gerekir. Biliyorum ki, geçmişe dair ezberini bozamayanların bunu yapması kolay değildir. Ancak özgüveni olanlar zorlanmayacaktır. Çünkü yalnız değiller, sorumluluk alabilenler, başarmak için inançlı ve örgütlü olmak gerektiğini zaten çok iyi bilirler. Elbette 21. yüzyılda bu örgütlülüğün, "halka rağmen, halk için" değil, "halkla birlikte, halk için" olması konusunda da, kimsenin en küçük bir kuşku duymaması gerekir. 1992’de CHP yeniden açıldığında, yenilediğimiz programın en önemli sloganı “CHP Değişimin Gücü” idi. Haddimi aşıyor olsam da, başta Genel Başkan her düzeyde yetkililere bu üç kelimeyi bir kez daha anımsatırım. -

Tarih: 9/18/2021 11:03:01 AM

Okunma : 20

Kategori : BiGazete

yorum oku/yaz - Yazdır