|
18 Nisan 1999... CHP baraj takılarak, 12
Eylül darbesi dışında ilk kez Meclis dışında
kaldı... Ortak görüş Deniz Baykal'ın kendi
iradesiyle çekilmesi... Ve Baykal'ın evine
30 yıllık arkadaşı Erol Çevikçe gider.
Baykal sorar: "Ne yapacağız Erol." Çevikçe
tereddütsüz, "İstifa edin genel başkanım"
der... |
 |
|
1/4/2004
|
|
|
Deniz
Baykal'ın 1999 Nisanı'nda seçim başarısızlığını üstlenip
nasıl ve hangi koşullarda çekildiğini o dönemin en yakın
tanıklarından. 30 yıl boyunca en yakın siyaset arkadaşı;
1980 öncesi CHP ve 1980 sonrası SHP'de Baykal hizbinin
önemli ismi Erol Çevikçe ve eski kurmayı Adnan Keskin'den
dinledim.
"1999 seçimlerinde Deniz Bey'in ısrarıyla Adana'dan değil
İstanbul 3. bölgeden aday oldum. Ama seçimde başarısız
olacağımıza dair hepimizin çok somut gözlemleri vardı" diyor
Erol Çevikçe ve ekliyor:
"Bülent Tanla, bir anlamda benim yerime Deniz Bey'in sağ
kolu gibi ve çok güvendiği bir isim olarak çalışıyordu. Ve
seçimden 1.5 ay kadar önce yaptırdığı bir ankette biz yüzde
24 görünüyorduk. Seçime bir hafta kala İstanbul Bağcılar'da
bir miting yaptık. Ben o arada İstanbul'daki önemli bir
işadamına, maddi destek istemek için gittiğimde bana, 'Size
yardımcı olacağım ama hiçbir şansınız yok' dedi ve önüme bir
anket koydu. Ankete göre biz Türkiye genelinde yüzde 8 oy
alabiliyoruz. Ben buna inandığım halde çevremdekilerin
morali bozulmasın diye itiraz ettim. Ayrıldıktan sonra
danışmanlarıma dedim ki; "Bu anket aynen çıkacak. Baraja
takıldığımız gözüküyor..."
Bunun takip eden iki üç gün içinde Deniz Bey miting için
İstanbul'a gelince, bunu ona da söyledim. Dedim ki, 'Ciddi
bir anket gördüm o ankette bizim durumumuz bu..'
Çok sinirlendi asabı bozuldu ve Bülent Tanla'ya döndü "Ne
diyorsun" dedi. O da kimin anketi falan diye tepki gösterdi.
Deniz Bey'e o bilgiyi verdiğimde inandığını görmüştüm.
Seçimler konusunda hepimizden daha kötümser sonuçlar
çıkabileceğini tahmin etmiştir o zaman Deniz Bey.
O benim bu dediğime inanmıştı çok sinirlendi hatırlıyorum.
Sanki benim de bu sonuçları ona söylememde kafamdan bazı
şeyleri geçtiğini gördüğünü hissettim...
Seçim sonuçları kesinleşti ve CHP baraj altında kalarak 12
Eylül darbesi dışında ilk kez Meclis dışında kaldı...
Eşref sana laf düşmez, sus!
19 Nisan sabahı Erol Çevikçe'yi telefonla CHP Genel
Sekreteri Adnan Keskin aradı:
- Abi ne yapacağız? Deniz Bey çağırdı, istersen birlikte
gidelim...
- Sen gelme, birkaç saat sonra gel eve... (Baykal'ın
Oran'daki evi.)
- Tamam da abi ne yapacağız, ne diyeceğiz?
- Bilmiyorum şimdi, bir konuşalım bakalım...
- İstifa etmesi lazım, hepimizin istifa etmesi lazım...
- Herhalde... Ben de onu düşünüyorum...
Telefondan sonra Çevikçe Baykal'ın evine geliyor. Sonrasını
kendisinden dinleyelim:
Baykal rahatsız oldu
"Kapıyı Olcay Hanım açtı. Olcay Hanım'ı çok severim,
yılların getirdiği bir yakınlık var. Çünkü, çoğu zaman
olaylara karşı benim gibi gerçekçi ve cesur davranmıştır,
Deniz Bey'e karşı hep doğruları söylemiştir. Oturduk, Deniz
Bey her zamanki gibi, 'Ne yapacağız şimdi' dedi. Aramızda şu
konuşma geçti:
- Sayın genel başkanım tereddüt göstermeden istifa etmek
gerekir.
- Tamam canım, istifa edeceğiz de kimi getireceğiz...
Bunu söylerken yüzünde tereddütlü bir hal gördüm.
Ben tereddütsüz söyledim:
- Geçici bir formül buluruz.
- Olur mu? Ne yapacağız onu bilelim de ona göre hareket
edelim.
- Önder Sav'la... Önder gelir, partiyi derler toplar, tekrar
bakılır...
Çevikçe'nin bu önerisine Baykal, buz gibi ses tonuyla "Yok
canım..." diye tepki veriyor.
"İçim cızz etti" diyor Çevikçe; "Çünkü anladım ki Önder'e
kalıcı olabileceğine dair bir isim olarak baktı Deniz Bey ve
rahatsız oldu..."
Konuşmanın bu noktasında kapı çalınıyor ve Adnan Keskinle
Eşref Erdem içeri giriyorlar. İlk söze giren Eşref Erdem
oluyor:
- Ne yapıyoruz genel başkanım?
Baykal, Çevikçe'nin az önceki sözlerine kızgınlığını ve
sitemini açığa vuran bir yanıt veriyor:
"Ne yapacağız beyefendi (Çevikçe) talimatları verdi.
Ayrılacak mışız..." Erdem heyecanla, "Olur mu abi, bu
zamanda, bu ortamda parti bırakılır mı?" diyor.
Kısa bir sessizlik oluyor ve salonda buz gibi bir atmosfer
oluşuyor. Çevikçe, Erdem'e dönüp kendi deyişiyle biraz sert
ve kabaca, "Eşref yani sana söz düşmez. Lütfen susar mısın,
Sen kim oluyorsun da bu meseleleri burada böyle ortaya
çıkarıyorsun" diyor.
Çevikçe, bu konuşmaları anlatırken de "O zaman öyleydi benim
gözümde Eşref. Hâlâ da öyle ya... " diyor gülerek.
Ancak Baykal, Çevikçe'nin bu üslubuna kızıyor ve "Senden mi
izin alacak konuşmak için Eşref?" diye çıkışıyor.
Çevikçe, bu sert tepkinin istifa formülü yüzünden olduğunu
ve istifayı kabul etmeyeceğini anlıyor Baykal'ın. Gitmek
için izin istiyor...
Adnan Keskin, 'Abi gitme şimdi birlikte konuşalım" diyor ama
Baykal'dan hiç tepki gelmiyor. Kalkıyor Çevikçe ve sonrasını
şöyle anlatıyor:
"Olcay Hanım'ın çok üzüldüğünü hissettim. Çünkü o da benim
düşüncemdeydi. Ki öyle olduğunu sonradan, 'Erol eve
geldiğinde biz Olcay'la zaten karar vermiştik. Olcay da
böyle düşünüyordu' diye açıkladı Deniz Bey."
"İstifa ediyor"
"Evden çıktım, çıkarken hiç unutmuyorum Deniz Bey'e dedim
ki, 'Sana yine de bir dostluk yapacağım, çünkü korkum yok
senden...' dedim."
Sokağa çıktığında Baykal'ın evinin önünde bekleyen
gazeteciler etrafını sarıyor Çevikçe'nin. Sorular peş peşe
gelmeye başlıyor:
- Ne yapacak Deniz Bey?
- Gelin büroma size anlatayım...
Gaziosmanpaşa semtindeki bürosuna geldiğinde de gazetecilere
şu kısa bilgiyi veriyor:
"Bir şey yok, Deniz Bey istifa etti. Bugün yarın açıklar..."
Haber bomba etkisi yapıyor. Ertesi günkü gazetelerde,
"Devlet adamı gibi davrandı... Kendine yakışanı yaptı...
Örnek davranış..." gibi yorum ve başlıklarla veriliyor
haber.
- Abi ne yaptın sen? Genel Başkan çok bozuldu, çok kızdı...
- Eşref (Erdem) sen bu işlere niye karışıyorsun? Ben ne
yaptığımı biliyorum merak etme...
- Tamam... Deniz Bey de istiyor ama sen bunu yapmasaydın
iyiydi. Akşam benim evde son bir defa daha arkadaşla
görüşmek istiyor Deniz Bey. Toplanıp durum değerlendirmesi
yapacağız
İkinci randevu saat 20:00'de
Eşref Erdem'in evinde kurmay kadro bir araya geliyor. Baykal
köşede, çevresinde yarım ay biçiminde Erol Çevikçe, Eşref
Erdem, Adnan Keskin, Önder Sav, Ali Topuz, Onur
Kumbaracıbaşı, Bülent Tanla, Celal Doğan ve Sefa Sirmen...
Baykal ve Topuz'a dönerek; 'Anlat bakalım Ali Bey, sen ne
düşünüyorsun?" Topuz bir saatten uzun konuşuyor. Ama hiçbir
şekilde Baykal ve parti yönetiminin ne yapması gerektiği
konusunda fikir belirtmemeye özen gösteriyor. Dinleyenlerin
bu uzun konuşmadan çıkardıkları yorum şu oluyor: "Kardeşim
senin ne yapacağına karışmam. Ben dahil olmam. Ama ayrılsan
iyi olur..."
Erdem, kritik aşamada Baykal'ın çekilmesinin büyük sorunlara
neden olabileceğini onun için devam edilmesini öneriyor.
Çevikçe yine araya girip, "Eşref anladık, uzatma" diye
sözünü kesince sinirleniyor Baykal.
Önder Sav, söze hiç karışmıyor. Çünkü Çevikçe, Baykal'la
aralarında geçen konuşmayı, "Önder olsun" önerisine
gösterdiği tepkiyi anlatmış kendisine. O da "Bir saat
durmaması lazım, istifa etmeli" demişti. Sustuğunu görünce
Çevikçe ona dönüyor:
- Önder niye konuşmuyorsun?
- Arkadaşlar konuşsun bakalım...
Sessizlik uzun sürünce Çevikçe söz alıyor: "Sayın genel
başkan arkadaşların neden sustuklarını anlamış olmanız
gerekir. Kimse size 'git' diyemiyor. Bu arkadaşlarım benim
kadar size yakın değiller. Hiçbiri sizin sorununuzu ve
yapmanız gerekeni benim kadar kendi benliği ile bütün
içtenliği ile fikrini söyleme yakınlığı içinde değiller.
Yanlış anlamasınlar..."
Baykal sert bir ifadeyle:
- Hı hı... Tamam ne demek istiyorsun yani?
- Eşref, 'Çiller, Mesut Yılmaz niye gitmiyor?' diye soruyor.
Siz lidersiniz onlar gibi sıradan genel başkan değil. Öyle
olsa diyeceğim olmazdı. Siz 50 yıldır bu partinin gördüğü ve
lider karakteri gösteren bizim öyle inandığımız kimliksiniz.
Sizin daha Türkiye'de yapacağız işler var, bizim için belki
bitti ama yeni kadrolarla, yeni stratejilerle, yeni
düşüncelerle Türkiye'ye bir şeyler katabilirsiniz. Ama bunun
koşulu bugün gitmenizdir. Bugün gidin bir gün gelir bu ülke
size yeniden ihtiyaç duyabilir. Türkiye'nin artık böyle
liderlere bu tarihten sonra ulaşması zordur. Dünyada zaten
artık liderlik kalmamıştır. Herkes kendini lider hissediyor.
Bu davranış yakışır size...
Sirmen: Büyüksün ağbi
Tepki Celal Doğan'dan geliyor:
- Ben Erol ağbiye katılıyorum...
Baykal, arkadaşlarını süzüyor ve ayağa kalkıp, "Ne
yapacağımı biliyorum" diyor. Ve gidiyor...
Toplantı dağılırlarken, Sefa Sirmen Çevikçe'ye dönüp, "Erol
abi en doğru olanı sen söyledin. Büyük adammışsın" diyor.
Tatsız biten toplantının ardından Çevikçe'nin ve Keskin'in
hissettikleri şu oluyor: "Baykal istiyor ki hepimiz Erdem
gibi 'bırakma' diyelim."
Ertesi gün sabah Deniz Baykal MYK'yı toplantıya çağırdı ve
toplantıya gelişinde şu kısa açıklamayı yaptı: 'Arkadaşlarım
benim şu aşamada çekilmemi doğru bulmadılar. Böyle bir konu
yoktur. Görevimin başındayım..." Deniz Baykal'ın durumu
kabullenip çekileceğini resmen açıklaması yaklaşık 10 gün
sürdü... |